Kayısopranlı İbrahim Hoca

KAYISOPRANLI MERHUM İDRİS OĞLU İBRAHİM HOCA


1880 yılında Kayısopran' da Dünya ya gelen İbrahim hocanın annesi Hanife Babası İdris Efendidir.

Tahsil hayatına köyünde başlamış daha sonra Danişmendler medresesinde devam etmiştir. Zamanın uleması olan Müderris Hacı Hafız Emin Efendi, Yılanoğlu Ali Efendi den kendisiyle muasır Vasıf Hocalarla birlikte ilim tahsil etmiştir. Hocalarının emriyle de ders okutmuşlardır.Kendi Köyünde, Çalışlar ve Akçaşehir köylerinde imamlık yaparken birçok talebe okutmuştur. 1945-1946 ve 1947 yılarında dini eğitimin yasak olduğu zamanlarda yirmi dört tane talebeyi bizzat evinde veya münasip olan yerlerde okutmaya devam etmiştir. Aynı zamanda o dönemde köylerde imamlık yapan hocalar dahi İbrahim hocanın talebeleri imişler. Bundan maada hoca efendinin iki fırka daha manevi talebeleri varmış. Çevre köylerde bir cemiyet olduğunda mutlaka beklenirmiş.

Altı sene Ramazan vaizi olarak Çamlıdere ye, bir sene Dörtdivan havalisine, bir sene de Eskipazar'a da'vet edilmiş ve buralarda halkı irşad etmiş.

Hocaefendinin bütün konuşmaları fıkıh, feraiz, muamelat, münakehat, yemin, talak, nikah ve evlilik öncesi aranan şartları içeren konuları deruhte edermiş. Bu sebeple o dönemde ısrarla cemaatin takip ettiği, sevdiği bir hoca efendi imiş. Konuşmalarında hiçbir zaman kişilik olarak kendisini ırkçı, partici veya bir fırkaya mensup olarak lanse etmediği gibi, bu veya buna benzer bir fanatikliği kapalı da olsa ima edici bir üslup benimsememiştir. Şaka da olsa yalan söylediği hiç duyulmamış. Zopran yaylasında ve oğlak mayhasında vaaz yaptığı zamanlar, civar yaylalardan cemaatler akın akın hoca efendinin konuşmasını dinlemeye gelirlermiş.


Hocaefendi kerametleri zahir olan Allah dostlarından alim, zahid, müttaki, mürşid bir kul imiş. Kulaktan duyduğumuz kadarıyla hoca efendiden izhar olan kerametlerinden üç tanesini zikretmek istiyorum;


Kendi köylerinde yaşayan ve zamanın ağası çok zengin bir deli Molla varmış ve hoca efendi bu ağa ile bir tarlanın sınır meselesi sebebi ile muhakemeli imiş. O dönemde mahkeme için Gerede'ye gelmişler ve hakim meseleyi yerinde keşfetmeye karar vermiş. Deli Molla ki o dönemde kıt olmasına rağmen hakimi keşif için götürmek maksadıyla bir jip kiralamış. şehirden 33 km uzaklıkta bulanan köydeki tarlaya hareket ederlerken, İbrahim hoca efendiye de gel sende bin beraber gidelim, sen atlı biz araçla bu nasıl olur demişlerse de, hoca efendi: Allah Kerimdir diyerek jipe binmek istememiş, deli molla ile zamanın hakimi ve katip hareket etmişler. Tarlaya varmışlar ama bir de ne görsünler, hoca efendi tarlanın anındaki taşta oturup duruyor. Hakim basiretli bir kişiliğe sahipmiş ki, hoca efendinin kerametini anlamakta gecikmemiş, meselenin halli naktasında mütefekkirane bir karar ile ölçüm bile yapmadan hoca efendinin gösterdiği yerden zaptı tutarak geri avdet etmiştir.

Yağdaş köyünde bir meclis varmış, yukarıda zikrettiğimiz cihetle İbrahim hocasız meclis olur mu? Elbette hoca efendinin geleceğinden malumdar olan halk neredeyse gayri mevcut olarak bu cemiyete iştirak etmişler. O dönemlerde halkın ektiği ve diktiği şeylerden Öşür almak maksadıyla devlet görevlisi olarak bir şahna da bu cemiyette hasbel kader bulunmuş. Yine o dönemlere haiz olmak üzere köy konağı hizmetinin de yürütüldüğü cami odasına, sezonluk tutulan hoca efendilere sırayla yemek çıkartılırmış. İşte böyle bir ortamda yemek getirilmiş, halkın gözünün yıldığı, korktuğu, ürktüğü çok değerli konukları olan şahna yı sofraya da'vet etmişler, sofraya oturmuş, onunla beraber İbrahim hoca efendiyi de da'vet etmişler sofraya. Ancak şahna kendine has bir mağrurlanma hissi ile hoca efendiyle yemek yemeği kendisine reva görmemiş, onunla yemek yemeği aşağılanma addederek, ben bir hoca ile aynı sofrada yemek yemem diyerek hoca efendiyi aşağılamış. Hoca efendi de; 'Ye ye doyma, iç iç kanma' demiş ve bu adam hakikaten sığır gibi yemeye ve içmeye başlamış hatta suya kanmaz çaya yatar suyu çaydan içermiş. Hatasını anlamış aracılar göndererek bedduasını geri alması için ne kadar rica ettiyse de, hoca efendi; ' O oktan çıkan bir yaydı, artık benden çıktı' demiş. Bu adam ise kısa bir zaman sonra ölmüş, maalesef gayretullah'a dokunan büyük bir söz söylemiş ve cezasını çekmiş.

Hocaefendi nerede bir vaaz edecek olsa civar köylerdeki halk neredeyse gayri mevcut olarak hoca efendiyi dinlemeye gelirlermiş. 9 Ocak 1954 yılında çok sevdiği mevlasına kavuşmuştur. Her ne kadar kendisi görmesek de kendisiyle gönül bağımız vardır. Bu nedenle cennet bahçelerinde beraber olmayı Hakim olan Allah(cc) tan temenni ediyoruz.


Not: Bu bilgilerin büyük bölümü İbrahim Hoca efendinin yeğeni ve talebesi olan Mehmet Halıcı dan iktibas edilmiştir.


Kaynak: Gerede Müftülüğü Web Sitesi

Tarih: 11.05.2020

 

 

YORUMLAR

Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.

Yorum Ekle

BİZİ TAKİP EDİN